16 Aralık 2010 Perşembe

2010




Aslına bakarsak 2010 yılı hiç iyi değildi blog için. Tembelliğimden sıyrılıp dinlediğim onca güzel şey hakkında paylaşımda bulunmadım ve bu yüzden sevmeme rağmen yıl sonu listesi yapmayarak kendimi cezalandıracaktım; fakat herkes bir bir yıl sonu listelerini ekleyince kendimi tutamadım. Bu yıl yeni albümlerden ziyade geçmişe dönüp baktığım bir yıl oldu. Hatta çoğu zaman yeni albümlerden uzak durdum. The Cure, Air,Patrick Wolf,Placebo, Joy Division, Editors, The xx, Björk şeklinde çok sevdiğim grupları, isimleri dönüp dönüp dinledim. Bı yılın albümlerinden, Crystal Castles ve Blonde Redhead harikaydı; ama en iyiyi belirlerken mükemmel bir konsept yarattığı için Scissor Sisters bir numaram oldu. Maalesef ki çok geç de olsa Beach House'a yetişebildim. Home Video'nun yeni albümünü büyük merakla bekliyordum, çok beğendim. Listede olmasa da arada bir aslında daha çok yaz döneminde dinlediğim Christina Aguilera albümü de fena değildi; Kathleen Hanna, Peaches ve Sia'nın varlığı ile. Keza Goldfrapp'in bolca 80'lere öykünen albümü ile Uffie'nin Sex Dreams and Denim Jeans albümü de güzeldi. Pop- R&B dünyasında yine hep bir Rihanna vardı, fena değildi ama çok fazlaydı işte... hiç sindirmedi kendisi. Kanye West ise yerinde bir patlama yaşadı. Ve araya girihgazlanmış pop parantezini Lady Gaga'nın Alejendro'ya çektiği güzel video ve Kylie Minogue'un fena olmamakla birlikte yeterince çalışılmamış albümü Aphrodite'den de bahsettikten sonra koskoca bir yılı tek bir posta sığdırmanın verdiği utanç ile Türkiye'ye de kısaca değinip bu işkenceyi bitirmek istiyorum. Şaşırtıcı derece iyi bir albüm yapan Athena, bu yılın en formda gruplarındandı. Yılın sonlarına doğru gelen Melis Danişmend albümü Daha Az Renk, fazlasıyla beğendiğim bir albüm oldu. Yine yaz döneminde Ramadan ve Solardip dinlemek gerçekten keyifliydi. Albümleri ne zaman online olarak downloada sürdüler bilmiyorum fakat Kim Ki O ve Post Dial çok şıktı. Özellikle Kim Ki O'nun Serbest Kalp Düşmesi'ni last fm kullanıyor olsaydım en çok dinlenen parça olarak görmek mümkün olurdu. Evet böyle işte. Ve aşağıda en azından yıllar sonra hatırlamak istediğim için yaptığım ve evet biraz kıskandığım için de el attığım 2010 listem.


depositkolisi 2010 listesi
1-Scissor Sisters- Night Work
2-Beach House- Teen Dream
3-Blonde Redhead- Penny Sparkle
4-The Radio Dept.- Clinging To A Scheme
5-Sia- We Are Born
6-Broken Bells- Broken Bells
7-Kanye West- My Beautiful Dark Twisted Fantasy
8-Tesla Boy- Modern Thrills
9-Crystal Castles- Crystal Castles
10-Liars- Sisterworld
11-Foals- Total Live Forever
12-Home Video- The Automatic Process
13-Balam Acab- See Birds EP
14-CocoRosie - Grey Oceans
15-The Irrepressibles-Mirror Mirror
16-Under Byen- Alt Er Tabt
17-The Golden Filter- Voluspa
18-White Hinterland- Kairos
19-The Chemical Brothers- Further
20-Xiu Xiu- Dear God, I Hate Myself



The Irrepressibles- My Firend Joe
Balam Acab- Dream Boy
Under Byen-Unoder
The Radio Dept. David

28 Kasım 2010 Pazar

...yeniden The Horrors


Son zamanlarda çok fena post- punk krizim tuttuğundan aranırken The Horrors'a rastladım. Ne de güzeldi ilk albümleri Primary Colours... Şöyle çaktırmadan bir albüm daha yayınlasalar ne güzel olur tam şu zamanlar...

The Horrors- Who Can Say

14 Kasım 2010 Pazar

Çukurları Topluyorum: Mixtape



Böyle hissediyorum gerçekten fazlasıyla soğuk, gri; şikayetçi miyim? Şimdilik hayır.
Çukurları topluyorum ben.


Cheteau Marmont- Nibiru
Ali Love- Dark Star
Tesla Boy- Dark Street
Uffie- ADD SUV feat. Pharell(Caligula Remix)
White Rİng- King
Home Video- Beatrice
She Past Away- Kasvetli Kutlama
She Wants Revenge- Out of Control
Depreciation Guild- November
Balam Acab- Big Boy

24 Ekim 2010 Pazar

Bubblegum ile...


Bubblegum, Clinic için kemikleşmiş soundunun devamını taşıyan; fakat öncekiler kadar bando misali kaotik ritim ve pasajlardan arınmış, daha akustik ve hatta Lo-fi, dream pop'a göz kırpan ama Clinic dinlediğin hissini bir şekilde hatırlatan şeylerle dolu.

Ne diyebilirim ki beni mutlu ediyor onları dinlemek. Walking With Tee'nin üzerinden uzun zaman geçti ve artık aralardaki elektronik sampleları nerdeyse hiç kullanmıyorlar, kemikleşmiş dediğim kaotik soundun çok başarılı ve ilk işleriydi ve daha romantiktiler belki o dönemler. Ya da "Come Into Our Room" dinlerken ben başka biri oluyordum.

Herşeyiyle Clinic, iyisiyle, kötüsüyle, değişmeyişi ile kabulüm.

Bubblegum'da birden kulağın kesildiği parçalar yok; bir kaç dinleyiş ile birlikte beni biraz da olsa yormuş soundtan sıyrılmış şarkılar hoşuma gitmeye başladı, akustik gitarı duyduğum yerlerde bu deneyime dahil. "Linda" en sevdiğim parça oldu. Gitarın arasına eklenmiş flütler şarkıya yeni bir form katmış. Phsycodelic olduğunu söyleyebilirim fakat Clinic'in şu ana kadar yarattığı kaotik formun yeni bir hali. "Baby" de hiç fena değil yine akustik gitarın ve bass'ın etkisi ile şekillenmiş. Un Astronauta En Cielo, elektronik bir kaç ritim ile birlikte dream pop havası veren hatta chill wave diyebilceğim bir Zero 7 parçası gibi duruyor, iyi ki eklenmiş albüme.

Bİr grubun her albümde kendine yeni bir sound yaratmasını beklemek onlara karşı haksızlık diye düşünüyorum. Belki Clinic, bunu biraz daha ileri götürüp dinlediğin şeyin Clinic olduğunu hemen fark eden bir sound oluşturdular. Değişimi sadece albümlerin arasına sıkışmış bir kaç güzel şey ile yapıyorlar. Kendi dönemindeki grupların bile artık elektronik soundtan etkilenip parçalına yansıttığını düşünürsek Clinic'in bu denli ısrarı kabul görülebilir, Onlar istediklerini yapıyorlar.


Clinic- Linda
Clinic- Un Astronauta En Cielo

22 Eylül 2010 Çarşamba

üç biletlik konser



paralel şiirler yazıyoruz aslında
bu gece üç biletlik konserim vardı
ve ben hepsini yazdım
eğer üç kulağım olsaydı da verirdim
aslında eve giden yolu hiç sevmedim
paralel kesitler bunlar
ben de elime bulaşmış şarkılarla
üç gecelik konserler vermek istiyorum
"burn like fire" "burn like fire...

The Cure- Fire In Cairo
The Cure- One Hundred Years
Kim Ki O- Serbest Kalp Düşmesi

+ her gece için bir bonus şarkı vardır:

White Hinterland- Amsterdam

5 Eylül 2010 Pazar

Senior Living



Röyksopp, son dönemlerimde dinlemekten en zevk aldığım gruplardan. Ben genellikle yaz mevsiminde çok bunalanlardan ve sıkılanlardanım.Ve daha az deneysel,hafif elektronik ,pop ritimli şarkıları dinliyorum. Dolayısıyla geçen yaz "Junior" albümü bana çok iyi gelmişti.Haliyle Röyksopp'un daha önce beğenilmiş ama bir tarafa kaldırılmış "The Understanding" ve "Melody A.M." albümleri gün yüzüne çıkarılıp dinlenmişti kış boyu ve ardından heryerde sık sık haberlerine rastladığımız Senior albümünün dedikoduları ile beraber merakla beklenmeye başlanmıştı. Ve nihayet iki-üç hafta kadar önce dinlemeye başlayabildik.

Röyksopp'u "Junior" ile tanımış ve diğer iki albümünü pek beğenmeyen nam-ı değer anti-downtempocular Senior'ı çok beğenmeyeceklerdir. Fakat kesinlikle kötü bir albüm değil.İlk dinleyişte enstürmantel bir albüme kendimi hazırlamış olmama rağmen beni de sarmasa da albüm için biraz emek verdikten sonra nimetleri ortaya çıkıyor.

Ritim genel olarak çok düşük sadece Tricky 2'da biraz hareketleniyor. Onun dışında da downtemponun hakkını verecek düzenlemeleri ile çok başarılı şarkılar. Ben özellikle The Fear'ın ara bölümündeki bas düzenlemesini çok beğeniyorum. Albümün dinleyiciyi kendine çekmekte en zorlandığı yanı vokal olmayışı olsa gerek. Önceki albümün bu kadar tutmasında, popülerleşmesinde hiç şüphesiz ki Robyn'nin Karin Dreijer'in, Anneli Drecker'in büyük etkisi vardı.Junior'ı kaotik hale sokan, ona ilkel ritimler kazandıran, bir gün ışığı sadeliği yaşatan ritimler de yok Senior'da. Ergenlik döneminin kendi içi ile sürekli baştan silinen ve çizdikce kendini kendine gösteren ruh hali Senior'da kendini terk edip melankolik görme biçimleirine bırakmış. Fena mı olmuş. Bence çok güzel olmuş. Özellikle The Alcholic ve Senior Living bahsettiğim durumun en çok hissedildiği parçalar.

Albüm özelinde bir kaç şarkıyı incelemek gerekirse Röyksopp enstürmantel projesinde ritimlerle,samplelarla, efektlerle bir bir cümleler kurmuş, derdini, ruhunu, oluşunu anlatmış. MİSAL The Alcholic'de bir alköl bağımlısının kendini alkölden çekişini ve kendini tutkusuna bırakışını bir ileri bir geri çok güzel duyuruyor; duymaya çok alıştığımız "yağmur sonrası gelen toprak kokusu ve huzuru" italikli sample daha önce hiç bir şarkıda bana bu kadar anlamlı gelmemişti.Senior Living başlıbaşına bir dönem şarkısı olarak öne çıkarken albümün biyografik kimliği ile ilişki kurabilmemizi sağlıyor. Ya da The Fear'da bizi bu kadar gerim gerim gererken yapmak istedikleri iskeleti iyi oluşturdukları anlaşılıyor.Albümde yazılı hiçbir söz olmadığı için ben her şarkı için hikayeler kurdum, kendimi kandırdım belki de. Mesela The ALCHOLİC VE Coming Home'u birleştirip evini terk etmiş, ve dönmek için çok geç kalmış bir adamı hayal ettim. Ne kadar da kötüyüm alkolik birine son derece ahlaki bir bakış açısı ile yargılayıp cezalandırmışım.Ama albümün dramatik yapısını süslemek istemiyordum sanırım.

Yine şarkılar üzerinden düşüncek olursak "The Drug" albümün diğerlerine göre hazmetmesi en kolay parçalarından albüm genel olarak downtempo ve trip hop sularında giderken The Drug, kısa süreli bir minimal techno havasına sokuyor albümü.

Albümle ilgili çıkarabildiğim notlar bunlar bence kesinlikle üstünde durulmaya değer bir albüm.Downtempo için Melody A.M. kadar iyi değil belki ama SENİOR LİVİNG.

Unutmadan bloğa çok uzun zamandır yazamadığımın farkında ve bana verdiği dayanılmaz ağırlığı yaşadığımı belirtmeliyim. Olmadı... yaz döneminde blokta olamadım. Hep ders çalışmam gerekiyordu. Güzel Sanatlar Fakültesini kazanmak için çabalamak gerekiyordu. bıdıbıdıbıdı. ama artık düzenli olarak güncelliycem umarım.

Senior Living


The Drug Video ben pek beğenmedim videoyu.

25 Temmuz 2010 Pazar

Temize Çekmeler



Ben kavganın dışında kalıyorum kavga benim başımdan çıktığı halde ben dışarıda kalmağa mahkumum her zaman karışmıyorum ilgilenmiyorum bile diyebilirim yorganı varsınlar istedikleri gibi paylaşsınlar yırtsınlar istedikleri ölçüde yorgan ben olduğuma göre kendi kendimi örtecek halim de olmayacak tabi bütün bunların saçma olduğunu biliyorum bütün bunların kendi kendimi oyalamak kendi kendime bağışlatmak için düşündüğümü biliyoru ama öyleyim işte ben soğuk soğuk elimden başka şey gelmiyor kendimi sevdirmek isteyen ben değildim.
Bilge Karasu- Troya'da Ölüm Vardı


Temize çekmeler diyorum. Olan hali mutlu etmiyor, değişmesini istiyorum, biraz daha abartılı olmasını istiyorum. Yetmiyor gibi geliyor. Her aşık olunmanın bir tazelenme olduğunu söyleyenler var mı acaba hala?

Söz veriyorum, hatırlatmak istiyorum çünkü kendimi. Tatsızım. Bunu paylaşmak istiyorum. Aslında sadece biri yeterli ama o biri...

Bir mixtape görünümünde bir kayıt:
Love ile başlıyor. Umudunu yitirmiş, daha en başından olumsuzlanmış, itilmiş, sindirilmiş her aşkta böylesine duygusallaşabilir, kendi içinde romantiktir hepsi.

Ardından bir iki zaman öyle geçer... sadece öyle: Sigur Ros çok yakışır bu zamanlara.

Ve artık ya aynı zaman diliminin ucunda değilizdir ya da artık dinlemiyoruzdur etrafı. Boş bakan insanlar,anlamsız suratlar, erken uyumalar ama ne rüyalar. Tasvirin en uzun zamanıdır. Kimi kez delirmiş gibidir. Bin bir soru vardır. Hiçbirini cevaplamak istemez. Cevaplamadım sadece dindirmeye çalıştım: Yoğun baslar, içe işleyen soğuk vokaller, sample'lar. Bu bölümün şiddeti giderek zayıflamaz. Giderek sertleşen sound ancak arabeski doya doya kustuktan sonra- misal- "Threads" kendine ufak bir dinginlik arar.

Bu kabul olmuş bir duanın ya da aşkın dinginliği değildir. Deliliği fark etmenin dinginliğidir. Ve maalesef ki yavaştan terk eden, düzelen, patolojisini nötrleyen bir kimyadır.

Yine söylerim der. Artık atıflar başlar son hüznü bilerek kapatmak sağ çıkan bir mixtape de olur ne yazık ki: "Wise Man Blues"

Görkemli bir kapanışı da olsun ister. Herkes duysun, görsün ama o biri daha çok duysun ister. Ve Böyle bir Mixtape hazırlar.


Air- Love
Sigur Ros- Hoppipolla
Bang Gang- One More Trip
Halou- Everything Is Okey
Massive Attack- Live With Me
Under Byen- Unoder
Terranova- Never
Portishead- Threads
Tori Amos- Juares
AFX- Every Day
Amorphous Androgynous- In Mind
Perry Blake- Wise Man Blues
Venetian Snares- Felbomlasztott Mentökocsi

Temize Çekmeler Mixtape- download

19 Temmuz 2010 Pazartesi

sesin şiiri

şşşşşş.....şşşşş
aaah
utanç keder gibi kil
soluk bir nehri dilimlemelisin
gerçekten utangaç

zihni perçinleyen bir duygu mu şimdi gerçekten
inanmam...şşşşşşşş....
hiç olmadığı gibi
his en düşüş
nehri böl

yer
kendini ona devir beyfendi
onu sev
onunla sevill...


burnunda sümüklü değil
ağzından bir çukur topluyorum
güllerin açmasını beklemek için
kayıt tuşu negatifsiz
nehri böl
bey


içim içim sular
ısırmak kanatmanın en ucuz yolu
çeşmeler çalının
ritmi kusun
şşş....
beyfendi
bıyığını sil
ama önce

öp bizi...

8 Temmuz 2010 Perşembe

Makas Kardeşler ile Homofobiye Kes Yapıştır Resimler


Babylon,
"Where bricks of water and diamonds tower,
Sailor's lust and swagger lazing in the moon's beams,
Who's laser gaze penetrates this sparkling theater of excess and strobed lights,
Painted Whores. Sexual Gladiators. Fiercely old Party Children.
All waked from their slumber to debut the Baccara.
Come to the Light! Into the Light! The Invisible Light..."


Daha az olanın her zaman daha iyi olmaya zorlandığı, zorlandıkça değiştiği, zoraki değiştirildiği ve biraz daha olmadığı bir biçeme büründüğü, benzemek istemediği tüylü iktidara farkından olmadan benzediği alternatif indie endüstride Scissor Sisters'ın varlığı,temsilin gerekliliğini bertaraf edişi, olmak zorunda bırakıldığı bütün kodları altüst edip kendi dili ile ve temsil ettiği ötekinin iç dinamikleri ile sistemi yeniden üretmediği, direniş kültürünü yeniden canlandırdığı, dans ettirdiği,kendi gibi olduğu, kendini disko topunda patlatarak erki korkutan bir makasa dönüştüğü için makas kardeşler ewett kendileri gibiler. ve çok iyi ki hepimiz gibi, biz gibiler...

Night Work adını verdikleri son albümleri fazlasıyla güçlü, fazlasıyla alaycı ve fazlasıyla gayy... Diyebilirim ki fazlasıyla gaza getirici "queer gibi öfkeli değil" ama ne iyi ki "gay gibi mutlu" bir albüm. Nerede kalmıştı direniş kültürünün içini boşalttığı öfke? şiddet? Nerede kalmıştı homofobi, transfobi ile heteroseksist kültürü ayıran şiddetsiz, "apolitik", soyunmuş, çıplak, stonewall öncesi dans eden kültürr?. Bu sebeble ki bana çok şey hatırlattı "Night Work"... Lgbtt mücadelesinin, niçin mutlu, şiddetsiz daha güçlü olduğunu. Queer'ların, gaylerin, transeksüellerin örgütlendiğini, artık diğer bir çok direniş hareketleri gibi öfkeli, militan olduğunu göstermek ve ciddiye alınmak için miydi öfke? Öfkenin ve şiddetin, militarizmin; müzikten, söze, görsellikten, eyleme hiç bir yerde meşru sayılmaması için "gay gibi mutlu" bir hareketin biricikliğini gösterdiği için ya da bunu göstercek bir şey yapmayıp bana bunca şeyi hissettirdiği için değerli görüyorum Night Work albümünü...

Invisible Light, fazlasıyla albümü özetleyen bir parça... Albümün final parçası.
"At the doors of Babylon, You are my Zion" liriği ile başlayan parçada Babylon, Babil kentini mi yoksa beraberinde taşıdığı imgeleri çağrıştıran bir yer mi bilmiyoruz. Ama açıkca Babylon'un günahkarlar şehri olarak açılış yaptığını düşünüyorum. ve görünmez ışıklara, neon ışıklara, geceye çağrı yaparak albümü ve şarkıyı bitiriyorlar.. fazlasıyla çekiciler.

Her hangi şarkıyı birbirinden ayırmak gerçektende oldukça zor benim için. Çünkü albümü defalarca dinleyip hatmettim diyebilirim saçma salak pozlar eşliğinde. Ritmi hiç düşmeyen, her şarkının birbirini tamamladığı müzikal olarak da geçişlerin çok iyi yapıldığı bir albüm. Sözleri ile de çok çılgın olmuşş. Sound bakımından da ABBA 2000'lerde çalıyor gibi. Aralarda gitarlar var, dans'ın disko'nun çılkını çıkartacak güçlü sample'lar varr."Skin Tight, Sex and Violence,Nightlife, İnvisible Light" adlı son dörtlü albümün ritminin en çok arttığı ve ihtişamlı bir kapanış sunuyorlar bize. "Harder You Get" gitar soundunun en çok hissedildiği sanki stadlara yapılmış bir şarkı gibi. Any Which Way, Night Work girizgahımın bana verdiği ilhamı anlatan parçalar. Son olarak albümün en gay şarkısı olarak Glastonbury'de Kylie Minogue ile söyledikleri Any Which Way'i ilan ediyorumm. Sizce de öyle değil mi?

VE son olarak albümün fotoğraf çekimi de ayrı bir güzel ayrı bir eğlenceli. SIKI POPO.

İyi ki var makas kardeşler. İ yi ki böylesine mutlular, eğleniyorlar.

4 Temmuz 2010 Pazar

Rock- A 2010


Rock- a festivali bu sene 16-17-18 Temmuz'da İzmir- Özdere Rainbow koyunda yapılacak.
Katılacak gruplar belli olmuş; her zamanki gibi çok güzel atölye çalışmaları da yapılacak tabii...

Merakla dinlemek istediğim bir kaç grup ise:


hep duyduğum ama hiç dinleyemediğim dowmtempo Fuji Kureta

İndie-experimantal sularındaki-Mispis

Saykodelik- jazz bandoso Aşık

İndie- electronik Voyvo

Ruşen Alkar ve Sokak Orkestrası


Enzo İkah

Atölyelerden de,
Anarko Queer İnisiyatifi'ni, Kürke Hayır Platformu'nu ve Yabanıl/Cinnet Modern'in Alternatif ne kadar alternatif? atölyelerini kaçırmamak gerek...

* unutmadan festivalin tamamen gönüllülük esasına dayandığını ve bir dayanışma festivali olduğunu hatırlatalımm...

* depositkolisi ve arkadaşları beleş festival Rock-A'da olacak herkesleri beklerizz...


Rock- A

28 Haziran 2010 Pazartesi

Trendy Blog Awards


Emre Varışlı beni Trendy Blog Awards'a layık görmüş...
Bence Trendy Treehouse'dan çıkan bu fikir çok güzel.
bloğumu kimlerin okuduğunu, takip ettiğini, sevip sevmediklerini pek bilmiyorum, geri bildirim almıyorum çünkü. ama zaman zaman yazdıklarının, karaladıklarının birilerince okunup beğenilmesi çok hoş...
kurallar gereği ben de sevdiğim 10 bloğa ödül verip onlara bildirmem gerekiyor
başka şeyler de varmış ama bunların hepdini yazmıycam çünkü şurdan çok güzel ayrıntılı biçimde ulaşabilirsiniz ödül alan bir arkadaş çok güzel bahsetmişş....

Ben de ne zamandır sewdiğim, okuduğum bloklardan bahsetmek istiyordumm bir vesile olduu.

Mutlu Prens
Tacim
Suetkafa
Atlas Bebek
DB Junk
Pipi Disko
Zülal Kalkandelen
13 Melek
it's an old dawn
G'esgue
Tanrılar Fıttırmış Olmalı

* + 1'den kimse ölmez, dünyada karanlığa bürünmez herhalde.

27 Haziran 2010 Pazar

22 Haziran 2010 Salı

She Past Away- Kasvetli Kutlama


She Past Away güzel bir grupmuş... bana da arkadaşım bahsetti
new wave, post-punk, synth-pop yapıyorlar. oldukça gotik bir halleri var müziklerine uygun olarak. myspace'den keşfi beklerler...


She Past Away- Myspace


*kasvetli kutlama öncelikle önerilir...

13 Haziran 2010 Pazar

O modern dünyaya düşmüş, ghettoların ilaçlanan böcüğü


Blokta Roisin Murphy'den hiç bahsetmemişim. Bugün tam zamanı diye düşünüyorum. Aklıma geldiler. Moloko kadar şık olmasa da "Ruby Blue" albümü ve sonrasında 17 yıllık ufak ömrümde en çok sömürdüğüm albümlerden "Owerpowered" çıktı sadece sadece "owerpowered"...
Eğer bir kadın, eğer bir insan düşerken, vurulurken, sevişirken,ağlarken, cool olurken, makyajını silerken, yüksek alkollü içkisini yudumlarken,savaşın ortasında kalmış ömründe savaşın izleyicisi olurken, müzikte; terörü şehirleri bombalamak yerine moda tarihindeki etekleri daha da kabartıyorsa, tüm halleri için böyle bir şarkı yazıyorsa çok değerlidir. ve bizde hayatı ucundan yakınından takip etmeye çalışan, yeniyetmeler owerpowered'ı dinleyerek olamadığımız bürünemediğiğimiz, korktuğumuz makyajdan, ışıltıdan, disco topundan, savaştan, aşktan... dilimize pelesenk ederiz owerpowered'ı.ve bu ghetto dünyanın siğrinin bulaştığı ışıltılı single'ı başka bir yerde, başka bir dünyada dinleriz(mesela ben inşaat içinde kalmış bir ev ve apartmanda, yatağımı dans pisti, battaniyeminde "Dior" imzalı kostümüm olduğunu hayal ediyorum....)


*ne olur yeni albümü de bu aralar çıkmasın çünkü yeni çok ama çok kötü iki single dinledim Roisin'den... onları çöğe atsınnn.

Owerpowered- video

10 Haziran 2010 Perşembe

lise biterken...


kimi zaman lise yıllarımı hatırladığımda ne düşüneceğimi merak ediyorum. özlemem herhalde çünkü çoğu zaman çok kötüydü... okuldan ve okul gençliğinden o kadar kopuktu ki onlara benzemediğim her dakika ve anı ile olumlu da olsa çoğu kez dışarı itiliyordum .itildiğimi hissettim diyorum bir yandan da dahil olmaya çalışmadım, çok pişman da değilim. niçin marjinal algılandığımın bilincinde de değilim. lisedeki heteroseksist düzen için fazla dar pantolon giyiyordum, fazla feminen çantalarım vardı, her boka atlayan ve her soruyu cevaplayan biriydim, okul birinciliğini yaşamanın çok doğal bir süreç içine girdiği bir şey oldum(ama birinci olamadım), okul dergisinde çalışan, top ve tanımlarını fazlasıyla içeren ehh bir de iki erkeği temsil eden koca rozeti nerdeyse yakama yapıştırınca benzeşmeyen biri oldum böyleydim işte...

Ben her ne kadar öğretmenlerime bayılmasam da onlar beni pek bir sevdi... ne öğrendim?

V'nin yağlı boyasını yapmak zevkliydi
felsefe olimpiyatlarında çok eğlendim ömrümde okumayacağım şeyleri okudum
sosyoloji dersine de ehh diyorum...
belki birazcıkta dünya tarihi ve Mantık, edebiyat dışında herşeyi yaptığımız 12.sınıf edebiyatı...
şimdi aklıma bunlar geliyor demek ki diğerleri koca bir hiçti.evet öyleydi.

sosyal hayatta görüştüğüm yalnız bir iki arkadaşım var okuldan onun dışında kendime güzel bir hayat kurdum... mezuniyet töreni sonrası hiçbir bok yapmadığım için de pişman değilim...

Tabi benim bir lise aşkımda olmadı yaşlanınca anlatacak böyle bir anımda olmayacak en azından. Aslında mezuniyet töreninde sevgilimle bir performans planlamıştım hep, okul birincisi olduğum açıklanırken ben onu öpcektim falan ama şu an sevgilimde yok...

İki gün önce Virgin Suicides'ı tekrar izledim. yine bir üzüldüm. Zaten filmin müzikleri beni mahvediyor. Hele ki Playground Love çalarken... MEZUNİYETTE o kalabalığın içinden i podumun kulaklıklarını takıp dinlemek isterdim ya da diplomamı almaya çıktığımda fon müziği falan olsaydı ama neyse üniversitenin de ne olduğunu bildiğimden hiç bir beklentim yok... belki biraz daha iyi olacak neyse Grizzliy Bear ve Air'dan iki şey paylaşıcam. Bu iki şarkıyı ne zaman dinlesem aklıma lise gelicek sanırım. dinlenelim, tazelenelim efenim. ahh bir de Spice Girls girdi listeye hiç aklımda yokken ehh bugün anı tazeleme günü böylece geceyi ben de daha güzel bitireyim di mi?

Grizzly Bear- Boy From School(Hot Chip Cover)
Air- Playground Love
Spice Girls- Say You'll Be There
Spice Girls- If You Wanna Have Some Fun

1 Haziran 2010 Salı

ne bloğu olduğuna olduğuma bir karar verebilsem

Kucağıma koskocaman bir dondurma kutusu aldım, kaşıklıyorum ki ben pek dondurma sevmem.Maskotun albümünü dinliyorum ikinci şarkıdayım daha.... bugün çok sıcak bir hava vardı yine...hiç ama hiç ders çalışmıyorum egomu şişircek dereceye girme işi de yatcak gibi görünüyor. geçen gün bloğuma yüklediğim bir şarkıdan şikayet aldım bi şey olcağından değil de ne bileyim sinirim bozulmadı değil. keşke bir yaz aşkım olsa diye düşünüyorum hiç fena olmazdı hani gerçi daha erken.six feet under'ın ikinci sezonuna başlıycam ve hiç ders çalışamayacağım. evet efenim ben bloğun ne olcağına bir türlü karar veremedim. ortaya karışık şeyler yapmaya başladım ama bu hala bür müzik bloğu eğer albüm kritikleri yazmaya devam edersem....

30 Mayıs 2010 Pazar

Bio- nic


Bionic albümü ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Aslında bana ne Christina'dan ama albüm öncesi çok Sevdiğim Le Tigre,(ki web sitelerinde bunu onayladıklarında da çok şaşırmıştım.)Peaches, Sia,Ladytron gibi isimler beni heyecanlandımıştı. Tabi ki electro- punk, rriot girl havalarında bir şey beklemiyordum ama müzisyenliğin ötesinde protest sanatı hakkıyla yerine getiren Le Tigre'nin katkıları beni meraklandırdı ve düşündürmedi değil. Çünkü Christina, kapitalin öyle ileri noktasında duruyor ki... Ayrıca kadının objeleştirilmiş meta duruşuna albüm kapaklarından klipleriyle büyük büyük katkılarda bulunuyor.

Albüm fena değil ama hiç Christina Aguilera albümü gibi de durmuyor. Açılışı yapan Bionic kanımca istediği kitleye rahat rahat ulaşacak, çok uzun ömürlü olmasa da bariz bir hit.

Ardından gelen diğer hit ki bence çok kötü bir şarkı Not Myself Tonight vasat bir parça.

Hiç sevmediğim rapper Woo Hoo

Üçüncü sınıf barlarda remixlerinin çalacağı Desnudate

Sound olarak güzel şeyler yaşatan, "fashion is a life style" lirikli Glam

Peaches ortaklı My Girls, albümün en bariz güzel şarkılarından ve çalıştığı kişilerin etkisinin hissedildiği parçalardan, Kathleen Hanna'nın vokalini duyduğuma eminim o kadar uzun zaman geçti ki Le TİGRE şarkı kaydetmeyeli; şarkının girişi için de Shakira'nın She Wolf'una bakın, sevmezseniz Hot Chip coverına.I hATE bOYS da bu kefede değerlendirilebilir. I hATE Boys'un girişi Katty Perry'nin I Kissed A Girl'üne pek bir benzziyor, bu da bir dipnot.

Girişinin beni korkuttuğu bitch duyumsamaları ile Vanity sevdiğim şarkılar ama yukarda da Glam ile saymaya başladığım parçalar Christina için yeni şeyler. Yoksa electro- clash'in modası çoktan geçti. Peaches'ın son albümü de clash kısmı pek yok gibiydi.

Olmazsa olmaz slow parçalar bu albümde de var ama tabi Christina bağım bağım bağırmaktan biraz vazgeçmiş ya da büyük prodüktörleri onu susturdu.

All I Need sanki vokalde Christina değil de Sia varmış gibi bir his yaratıyor. Bu tam olarak Sia'nın albümlerinde yer alması gereken bir parça.

Slowlardan I Am de hiç fena değil açıkcası...

Evet mükemmel değil, ben çok daha alternatif bir çalışma bekliyordum ama bir Chirstina Agıilera albümü ne kadar alternatif olabilir ki? Umudum, albümde az da olsa güzel şarkıların, dinleyiciye ulaşması ve eğer bu albüm tutmazsa Chirsitina'nın büyük proje Stripped'daki hallerine dönmek için müziği, müzisyenleri, yönetmenleri, gözlerimizi sömürmemesi.

*Şarkı yüklemiyorum çünkü yüklemem ve silinmesi bir olur gibi geliyor. Ama yükleyecek olsam All I Need ya da My Girls' ü yüklerdim.

25 Mayıs 2010 Salı

kolinin bandı lubunyAYI YENDİİ...


herşey çok güzel di mi? bugün koli bantlerken dudağıma yapışan bantı çart diye çekince ufak bir kanama yaşadım...tamam büyütüyorum hala çok acıyor. bugün dünyanınn en saçma şeylerinden biri de olsa ayağıma basıldı; tanıdık tanıdık(pek severim kendilerini ama deşifre etmiyorum buralarda...) izmir'de havalar yakında iicene ısıncak belirsiz de bir gelecek?
o zaman napıyoruz. hiçbir şey. ben zaten genel olarak böyleyim. üşengeçlikten traş bile olmuyorum. koli de kesmiyorum.

aşağıda da durumu özetleyen şeylerdeğil ama içimden gelen iki parça var.

HURTS dinlerken otobüste bir ilham geldi bir ilham dünyanın en melankolik, bilek kesen şarkılarını yazabilirdim ama...

diğeri de Gece... onları da sevmeye başladım.hiç iddialı görünmüyorlar bu yüzden samimi buluyorum sanırım.

HURTS- Wonderful Life

Gece- İçinde Saklı

23 Mayıs 2010 Pazar

Foals -Total Life Forever



Foals'un yeni albümünü beklerken nasıl bir sound istediğimi pek hatırlamıyorum ama dance-punk'ı bozmayan yeni bir şaheser gelse şaşırmazdım. Çok güzel bir ilk albüm ve konser kayıtları, electric bloom'un güzel remixleri ile kapanmış Antidotes döneminden sonra Total Life Forever beni öylesine mutlu etti ki...

Şaşırdım. Beklediğimden çok daha olgun bir havada albüm, Antidotes'daki gibi çiğ feminen vokaller yok, uzun gitar solaları daha bir melankolik, ilk albümün gazını gaz yapan üflemeliler yok... zaman zaman psychedelic' e varan güzel mi güzel soloların olduğu, biraz daha az hareketli vokali ile başka bir Foals olmuş Total Life Forever.

Blue Blood'a Antidotes'daki bir parçanın ritmi gibi giriyoruz, ehh bir de ilk şarkı olunca arkadan hareketli bir vokal eşliğinde albüme başlıyorsunuz fikri veriyor ama "You've got the blood on your hands, I think it's my own." ile başlayan vokal ağır aksak anlatmaya başlıyor albümü. Blue Blood daha çok Antidotes'un kapanışı gibi, araya giren solalar ve çok sınırlı tutulmuş synth-lar eşliğinde Miami geliyor,öyle güzel bir ritmi var ki Nazan Öncel şarkılarındaki arada çalan arabesk gitarlara, sazlara benzettim ben. Miami yeni bir soundu olduğunu kanıtlayan ilk parça aslında...Yavaş yavaş albümün ruhunu da ortaya çkarıyor. Total Life Forever albümün şiirini, rengini, görselliğini paylaşan eski Foals şarkılarını pek andıran bir kayıt aslında ama herşey gibi onlarda değişiyor biraz, ardından liriğinin güçlü olduğu Black Gold geliyor...The future is not what it used to be, dizeleri ile ... Biz şimdi Spanish Sahara'ya geçelim. Son zamanlarda dinlediğim en melankolik kayıt bu olsa gerek ufaktan ufaktan beni benden aldı. Foals şarkılarında hep dikkatimi çeken bir mekan yaratma, zaman yaratma, o yeri benimse, o yerin dilini söylemeler vardır. Bu cümleleri kullanmak için bu şarkıya ihtiyacım varmış sanırım. Sisler içinde yürümeye başlıyorlar,geleceğe öykünmüş umutları, hayalleri bir güzel siliyorlar... Spanish Sahara'yı yaratıyorlar. Orda sevgilileri, aşkları onları alsın... götürsün, kum banyosu yaptırsın istiyorlar. Hem müzikal, hem şiirsel, hem de harika videoları ile Spanish Sahara Foals'un şimdiye kadar ki en iyi kaydı. Ama albüme girmiş böylesi bir ara şarkıda kalanı dinlemek beni zora soktu. Çünkü onlar Spanish Sahara'nın ruhundan çok çabuk sıyrılmışlar.

Albüm kalanı için yeni bir paragraf ile This Orient'e başlayalım.Albüm artık Antidotes'a biraz daha fazla öykünmeye başlıyor.This Orient hafif hafif synth ritmini albüme tekrar sokuyor ve ritmi arttırıyor. Ve After Glow eski ve yeninin en güzel birleştiği işlerden, hafiften psychedelic'e bulaşıyorlar, uzun sololar ama mutsuz ve durgun bir vokal ile... Alabaster, 2 Trees, What Remains derken albüm bitiyor.

Nihayartinde güzel şeyler yaşatıyor albüm. Ritmik anlamda çok gelişmiş, çok dengeli synth kullanımı, iyi düzenlemeler, kendilerini sınırlandırmadan akan şarkılar... ilk albümde sololar bakımından tarihe geçebilirdi ama orada kesintilere uğruyordu.Zaten Antidotes'a yakışmazdı bu uzun kayıtlar...
Evet bu kadar bitti.



Foals- Spanish Sahara Video

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Athena- Pis


Athena- Pis

sil şu ağzındaki lafı
ettiğin yemini de
yarım kalmışlar gibi
arsızım sevişine
hepimizi bir etmişler sanki küfür eder gibi
acıdıkça gülüyorum
bilemedim ben bu işi
bizden bir yol olmaz
yırtık kalp dikilir mi
bizden bir bok olmaz
bak yine bombok olduk
seviyorum seni

.....

öp şu ağzımdaki kanı
sildiğin resmimi de
tükürdükçe yalar olduk
sıkıştım denizlere
gele gide yara olduk
sarıldıkça kaçar gibi
bakarken özlüyorum
bilemedim ben bu işi


bu şarkıyı çok sevdim...tanımlarca ruh hali yapıştı resmen üstüme,çok yakında konuşalım şu albümü...

4 Nisan 2010 Pazar

Disco Topundan Beklenen İmgesellik


Masaüstümün çökme karışımı bilmediğim terimleride beraberinde getiren bunalımı ile birlikte, bende epeyce sinirlendim,üzüldüm,ağladım.Yedeklemek.Evet; ben yedekleme yapmayanlardanım,bir harici belleğimde yok! Sex and The City'de Carry'nin,laptobunun çöktüğü sahneyi bende çok sevmiş, gülmüş, eğlenmiştim. Ona da herkes yedekleme yapıp yapmadığını sormuş, o da insanların akşamları koşturarak eve gidip yedekleme yaptığını düşünmüştü. Sanırım gerçekten de yedekleme yapılmalıymış. Neyse ki kendime şaşırarak yaptığım, arkadaşımın telefondan ilk yardımı ile eski haline dönüyor kendileri. Paranoyak ben, bilgisayara virüs taraması yaptırıyorum;formatı da düşündüm ama ııııh. Office programının orjinalini bir daha kurdurabileceğimi sanmıyorum.

Bunca şeyi niçin anlattım? Çünkü dün Hande Yener'in yeni, newer albümünü dinlemiş, yorulmuş ve bilgisayarımda bir takım garipliklerin sinyalleri onu dinlerken çıkmıştı. Aklımda bir eleştiri yazma fikri vardı albüm için(dün otobüste planladım hatta) bari sinirimi Hande'den çıkarayım da bir yazı döşeyim dedim ağzımın suları akarken.Ve bu giriş ile biraz yumuşamayı amaçlıyorum.



Hande Yener'i her ne kadar altı ayda bir albüm hazırladığı ve onları usülsüzce önümüze çıkarttığı için içimde volkanik bir patlama yaratacak derece de kızsam da önemsiyorum, önemseniyor. Elektronik müzik dinlemeyi çok seven ben... Yerli olmayan albümler ile defalara orgazm olurken elektronik müziğin nasıl bir bileşim yaratacağını discodan,post-rock'a, ambientden; indie, punk!a kadar çok güzel örneklerini gördüm. Ama hala en iyi anlayabldiğim dilde de kimi kez bir şeyler duymak istiyorum.(Milliyetçi mi oldum ne?) Popüler müzik dışında olmuyor mu? Oluyor tabi misal Poshet, Fiti Sound,Ayşe Hatun. Ama aç ben her fırsatı değerlendirmek istiyorum ve Hande'nin yaptığı albümlerinde daha iyi hazırlanmasını istiyorum.

Apayrı ile başlayan heyecanlı değişim, Nasıl Delirdim'de doruk noktasına ulaşmıştı.Ardından gelen idare eder sınıfına sokabileceğim Hipnoz ve dinleyicinin tahammül dahi edemeyeceği Hayrola albümleri ile bol inişli çıkışlı bir dönem yaşadı kendileri.Onun için üzücü olan yaşadığı değişim sonucu başarısız oldu eski pop haline dönecek şeklindeki eleştiriler bence.Sanki pop bir sanatçının utanacağı, yüzünü kızartıcak bir şey.

Hande'ye Neler Oluyor? iyi niyetli bir albüm. Kendini her şarkıda dengelemeye çalışmış.Dengeyi bulmuş mu? hayır.Çünkü eğer bir albümden bahsediyorsak aradaki geçişlerin mantıklı olması gerekir.Hızlı bir soundu olan elektronik parçadan bir ballada geçiş o kadar sert olmuş ki sanki albümden çok tek tek single dinliyormuşsun havası veriyor.Aralarda çok güzel şarkılar var ama maalesefki gözden kaçacak kadar saklanmış durumdalar.Misal; Ben Kimim, Böyle Olacak fena şarkılar değil. HİT potansiyeli bakımından da son iki albüme oranla daha pozitif ki bu da hala iyi olduğu anlamına gelmiyor. Sopa, Yasak Aşk, Kal Kal böyle şarkılar.

On dört şarkı ile sıvanmış bir albümden elime kala kala yedi şarkı kaldı. Albümün bence doruk noktasını yaşatan Sopa'nın dans remixi çok güzel ve kışkırtıcı olmuş.İkinci yüksek gerilimi ise Bi Gİdeni mi Var olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Boşa Ağlayan Kız, Hande'den uzun zamandır duymadığımız bir pop parçası olmuş.BELKİ masa üstümün çökmesinin etkisi vardır bilmiyorum ama bu şarkı hüzün veriyor ve samimi ,hiç inandırıcı gelmeyen albümdeki en samimi şeylerden biri gerçekten. Bunların ötesinde Bodrum, Çöp ve yeterli olmayan vokali ile Neden Ayrıldık üçüncü sınıf bir albüme bile alınmayacak cinsten.Elemeleri nasıl geçmiş bilemedim; eğer bir eleme usulü var ise tabi.

Sonuç olarak elimizdeki albüm aralardaki iyi işlerle gülümseten, dağınık, ,istikrarsızlığı ile üzücü ve vasat bir albüm. Apayrı albümündeki şarkı sözlerinin bir duruşu vardı. Mete Özgencil,Ertuğ iyi şeyler çıkartyordu.Hande'de denedi bir şeyler yazmayı olmadı ama olmadı diye tüm albüm de Sinan Akçıl'a bırakılmaz ki. Keşke çok istediği entellektüel kıvrımlar için iyi sözler alsaydı bu albüme.Kal kal ayakta, sar sar sar demektense ; Romeo romeo romeo demeyi tercih ederim.

Ona önerim düşünsün taşınsın, ne yapmak istediğine karar versin, her bahar döneminde de bir albüm çıkartmasın. Popüler müziğin getirisi altı ayda bir albüm hazırlamak olmamalı hiçbir sanatçı için...geç olsun, güç olsun ama Apayrı ve Nasıl Delirdim ile kıyaslanmyacak bir albüm hazırlasın. İyi DJ'ler ile mix çalışmalarI yapsın.Bir still yaratsın kendine, albüme. İlla ki dans pisti olmasın; acid jazz'dan nemalansın, poptan, 70'lerden...

Hayal görüyorumdur belki.Çünkü Bodrumdu modrumdu derken albüm kendini götürür götürür de... diğer albüm daha da kötü olur.

Hande'yi şiddet karşıtı biri sopalasın. Ben yaparım, bilgisayarım da bana yabancı geliyor zaten. Albüm kapağının arka fonundaki yeşile boyaya boyaya hem de.

Hande Yener- Sopa(Dans Remix)

27 Mart 2010 Cumartesi

sıkılırsan değiştir


mete özgencil'den;
telofanda orgazm olmak hiç de zor değil...


Ramadan- Aşık Olasım Var
Mete Özgencil- Sıkılırsan Değiştir

ben aşka inanmıyorum ya sen

ben sana inanırım ya sen

nasıl yani?

yani şöyle

sen aşka inanmıyorum dedin mi?

dedim

ben de sana inandım işte

peki sen bana inanır mısın?

bilmem nasıl yani duruma bağlı

hangisine?

bazıları farklı

evet, senin için

senin için nasıl

bir evet vardı

onu sana verdim

bir hayır

vardı
o da bana kaldı

sen aşka inanmıyorsun
bana da inanmıyorsun

ben aşka da inanırım
sana da

dağa taşa bak hep dağ taş ova tepe
derdim var diye haykır
dene dene
beni duyan olmuyor hiç deme

sıkılırsan değiştir

neyi
kendini

ben aşka inanmıyorum
ya sen

aah yeter be
inanırsan inan
inanmazsan inanma
aşk senin gönül senin
Mete Özgencil.

24 Şubat 2010 Çarşamba

Fink, Errors..


ilk defa upload etme heyecanını yaşıyorum; arkadaşım uygulamalı olarak öğretti.Fink ve yeni albümünü pek beğendiğim Errors'dan birer şarkı ekliyorum. Bloody Marry yazısı da yazmak istiyorum uzun zamandır, o da artık diğer kayıta... artık kimse tutamaz beni.

Fink- Nothing is Ever Finished- download
Errors- Rumor in Africa- download

26 Ocak 2010 Salı

Rüyada Klaus Nomi Görmek



Yavuz Cingöz'ün yazısı


Her şeyin sahteleşmeye başlayacağı ve renklerin her birine yapılan gri ilavesiyle donuklaştırılacak yılların içinde, armonik bir çözülmenin bile rahatlatamayacağı seslerin sentetik kompozisyona delalettir. Hayra alamet midir bilinmez ancak kendinde bir devrim yapacağını gösterir, devrimine yirmi yılda yankı bulacaksa şanslıdır gören kişi. Dünyada bir yerde yakacağı işaret fişeğini gören herkes onu kurtarmaya gelebilir ama kendini kurtarabilir mi bilinmez. Bu anlamda risklidir. Çünkü o zamanını harcarken sen zamanını bulmaya çalışansındır. O kendini konumlandıramadığı formaldehit katkılı bir çağda çürümeyen bir kültür yarattı. Ama tüm koruyucu ilavelere rağmen bu çağ hala çürüyor ve çürüyecek.



Tanrı koruyucumuz olduğundan beri doğallığını kaybetmiş, sahte ve yapay tadıyla ve tüm yavanlığıyla içinde yaşadığımız bu evrenin en kötü yerinde, cennetten intihar etmiş bir mesihin Hitler'den kaçarken göğe yükselmesinden kırk yıl sonra yeryüzüne inmesi kıyamet alametiydi belli ki...Ama erken geldiğini fark etmiş olmalı ki, geri döndü...

Rüyaya girmesi de geç kalınmış bir devrime işarettir.


Mahşer günü verilecek olan ve açılışını İsrafil'in sûr konçertosu ile yapacağı konserde Klaus Nomi'nin icra edeceği -hazırlıkları tüm hızıyla süren- magnum opusunda, İsrafil de sûruyla eşlik edecektir. İlk eserde ölen her diri, Nomi'nin parçasıyla birlikte dirilecek ve sonun başlangıcını kutlayacaktır. Rüyada bu kutlamayı gören kişinin hayalini kurduğu ve yaşadığı çağdan en az yüz yıl sonra isimlendirilecek bir akımdan iki adet albümü çıkacak ve bu albümlerin de muhteşem sahne şovlarıyla bezeli konserleri olacaktır

17 Ocak 2010 Pazar

2009 hafızası


1-Röyksopp- Junior
2-Atlas Sound- Logos
3-Kings of Conveince- Declaration of Dependence
4-Animal Collective- Merriweather Post Pavilion
5-Doves- Kingdom of Rust
6-Bat For Lashes- Two Suns
7-Anthony and The Johnsons- The Crying Light
8-Manic Street Preachers- Journal for Plague Lovers
9-Air- Love 2
10-Editors- In This Light and On This Evening
11-Grizzly Bear- Veckatimest
12-Flunk- This is What You Get
13-IAMX- Kingdom of Welcome Addiction
14-Yeah Yeah Yeahs- It's Blitz!
15-Norah Jones- The Fall
16-Fever Ray- Fever Ray
17-Portugal. The Man- Satanic Satanist
18- Artic Monkeys- Humbug
19-I.U.D.- The Proper Sex
20-Patrick Wolf- The Bachelor
21-White Lies- To Lose My Life
22-Sonic Youth- The Eternal
23-Pati Yang- Faith, Hope and Fury
24-Bloody Mary- Black Pearl
25-The Dead Weather- Horehound
26-Dead Man's Bones- Dead Man's Bones
27-The Crystal Method- Divided by Night
28-Lily Allen- It's Not Me It's You
29-Placebo- Battle for The Sun
30-Redd- 21
31-Harlem Shakes- Technicolor Health
32-John Parish and Poly Jean Harvey- A Woman and A man Walked by
33-Peaches- I Feel Cream
34-Mika- The Boy Who Knew Too Much
35-Tori Amos- Abnormally Attracted To Sin
36-Fink- Sort of Revolution
37-The Gossip- Music For Men
38-Phoenix- Wolfang Amadeus Phoenix
39-Depeche Mode- Sounds of The Universe
40-Zero 7- Yeah Ghost

* röyksopp, sömürülme puanı en yüksek olduğu için bir numaraya oturdu.